İki kolon kanseri nüksünden sonra yeniden iş başında
Karaciğerinde iki nüks geçirdikten sonra immünoterapi Charlie'nin işine dönmesine yardımcı oldu. Ciddi bir yan etki ise yeni bir hastalığı yönetmeyi öğrenmesi anlamına geldi.

İşe gitmeden önce Charlie kan şekeri malzemelerini ve insülinini yanına aldığını kontrol eder.
Eskiden çoğunlukla o gün ne yapılması gerektiğini ve randevularına zamanında yetişip yetişemeyeceğini düşünürdü. Artık öğünler, ilaçlar ve hastane ziyaretleri de günün planına sığdırılmak zorunda. Bazen bir işin ortasında durup kendisiyle ilgilenmesi gerekiyor. Başlangıçta bu durum onu sinirlendiriyordu. Sürekli açıklama yapmak ya da her sohbetin sağlığıyla ilgili bir soruyla başlaması hoşuna gitmiyordu.
Yine de bir zamanlar tam bir iş günü bile umut edilemeyecek kadar uzak görünüyordu.
O zamana kadar Charlie iki kanser ameliyatı ve her biri sekiz kür süren iki kemoterapi dönemi geçirmişti. Kolon kanseri iki kez karaciğerine yayılmıştı. Sonunda immünoterapi kalıcı bir yanıt sağladı; ama beraberinde kendi başına günlük tedavi gerektiren ciddi bir komplikasyon da getirdi.
2011 yılının baharında Charlie 60 yaşındaydı. Birkaç aydır dışkısında kan vardı ve bu başlangıçta hemoroide bağlanmıştı; altı ayda yaklaşık beş kilo vermişti. Giysileri belinden gevşemişti. Kolonoskopi sigmoid kolonda bir tümör ortaya çıkarana kadar bu durumu fazla önemsememişti.
Yüksek tansiyon için ilaç kullanmaya alışkındı. Her şeyi bir kenara bırakıp ameliyat olma fikri ise ona daha yabancıydı.
Kanserin kendisi yabancı değildi. Annesi elli yaşlarındayken kolon kanserine yakalanmış, bir kız kardeşi ise yirmili yaşlarında bu hastalıktan hayatını kaybetmişti. O güne kadar bu deneyimler ailenin diğer bireylerine aitti. Muayene odasında otururken somut yanıtlar istiyordu: tümör alınabilir miydi, sonrasında ne olacaktı ve alıştığı hayattan ne kadar süre uzak kalacaktı?
Nisanda cerrahlar kanseri aldı. Patoloji, evre IIA müsinöz adenokarsinom gösterdi; o sırada uzak yayılım saptanmamıştı. Ardından oksaliplatin ve kapesitabin aldı ve ekimde sekiz kür kemoterapiyi tamamladı.
Hayat randevulara ve tedavi kürlerine bölünmüştü. Plan yapmadan önce bir sonraki hastane randevusunun ne zaman olduğuna bakıyordu. Ailesi bazı işleri onun elinden almayı önerdi. Bu yardımı takdir ediyordu ama bazı sorumlulukları kendisinde tutmak istiyordu.
Birkaç yıl boyunca takip testlerinde kansere dair bir bulgu çıkmadı.
Kontrol öncesinde kaygı duymaya devam etti. Son rapor aynı klasörün en önüne konuyordu; sonucun temiz olduğunu öğrendiğinde ertelediği telefonları edebiliyor ve düzenlemeleri yapabiliyordu. Yavaş yavaş daha ileriye dönük planlar yapmaya başladı.
Derken 2017'de karaciğerinde bir tümör bulundu.
O eylülde bir ameliyat daha geçirdi. Patoloji, karaciğerdeki lezyonun kolon kanserinden kaynaklandığını doğruladı. Ardından sekiz kür daha kemoterapi aldı.
Bu kez randevulara ne götüreceğini ve testlere nasıl hazırlanacağını biliyordu. Bu alışkanlık pratik işlerde işe yaradı. Ancak yıllarca güven veren sonuçlardan sonra gelen nüksün hayal kırıklığını pek hafifletmedi.
Arkadaşları nasıl olduğunu sorduğunda, verdiği yanıtta daha dikkatli olmaya başladı.
“Son testler iyiydi,” diyordu.
Ağustos 2022'de görüntülemeler karaciğerde yeniden kanser gösterdi. Artık birkaç lezyon vardı; ayrıca karaciğer çevresindeki lenf düğümlerine yayılım ve karaciğer içindeki safra kanallarında genişleme saptanmıştı. Bulguların bu boyutuna kendisini hazırlayan bir belirti fark etmemişti.
Doktorlar sıradaki adımı konuşurken o, geçirdiği ameliyatları ve kemoterapileri düşündü. Tedaviye devam etmek istiyordu. Aynı zamanda farklı bir yaklaşımın neden işe yarayabileceğini ve bunun bedenine neye mal olacağını anlamak istiyordu.
Ekip patoloji sonuçlarını ve aile öyküsünü yeniden ele aldı.
2017'deki testler, tümörün DNA kopyalanırken oluşan hataları düzeltme sisteminde bir kusur olduğunu zaten göstermişti. 2022'de yapılan ek testler, kalıtsal kanser riskiyle ilişkili bir genetik varyant saptadı. Bu bulgu diğer sonuçlarla birlikte Lynch sendromu tanısına götürdü.
Yabancı gelen bu ad, çok iyi bildiği aile öyküsüne bir açıklama getirdi. Annesi ve kız kardeşinin yanı sıra bir erkek kardeşi ve bir yeğeni de kanser geçirmişti. Kimin ameliyat olduğunu, kimin tedaviyi atlattığını ve kimin hayatını kaybettiğini hatırlıyordu. Doktorların ihtiyaç duyduğu ayrıntı ise başkaydı: hangi kanserler, hangi yaşlarda ve hangi akrabalarda.
Bu anılar artık kendi bakımını da ilgilendiriyordu.
Kanserinde uyumsuzluk onarımı eksikliği ve mikrosatellit instabilitesi vardı. Doktorlar bu özelliklerin tümörü bağışıklık sistemi için daha tanınır hale getirebileceğini anlattı. Bir immünoterapi ilacı olan pembrolizumab, bağışıklık hücreleri üzerindeki bazı frenleri gevşeterek onların kansere saldırmasına yardımcı olabiliyordu.
Charlie'nin rapordaki her kısaltmayı ezberlemesi gerekmiyordu. Önemli olan, seçimin tümörüne özgü bir özelliğe dayanmasıydı.
Pembrolizumab tedavisine Eylül 2022'de başladı ve tedavi için üç haftada bir hastaneye geliyordu. İki nüksten sonra, yeni bir ilacın iyi haber anlamına geldiğini arkadaşlarına söylemekte isteksizdi. Randevuları takvimine yazdı ve bekledi.
Üç kürden sonra laboratuvar sonuçları ve fiziksel durumu belirgin biçimde iyileşti.
Bir kenara bıraktığı şeylere yeniden ilgi duymaya başladı. Biri işten söz ettiğinde daha dikkatli dinliyor ve bazen konuşmaya katılıyordu. Hastane randevuları yine aksatılamıyordu ama artık bütün dikkatini kaplamıyorlardı.
On yedinci kürden sonra ise diyabetik ketoasidoz gelişti; bu tıbbi bir acil durumdur. Testler insülin üretiminin son derece düşük düzeylere indiğini gösterdi. Doktorlar immünoterapiyle ilişkili fülminan tip 1 diyabet tanısı koydu.
Kanserini kontrol altında tutmaya yardımcı olan tedavi, vücudunun insülin üretme yeteneğine de zarar vermişti. Artık günde birkaç insülin enjeksiyonu yapması gerekiyordu.
Bununla baş etmeyi öğrenmek, listeye bir reçete daha eklemekten çok daha fazlasını gerektirdi. Kan şekerini ölçmesi, enjeksiyon yapması ve öğünlerini ilaçlarına göre planlaması gerekiyordu. Yoğun bir günde geç yenen öğle yemeği artık düşünmeden geçiştirilemiyordu.
Yeni kısıtlamaları can sıkıcı buluyordu. Yıllarca tedaviyle uyum içinde olmuştu; şimdi öğrenmesi gereken bir hastalık ve uyması gereken bir talimat listesi daha vardı. Ayrıca bu komplikasyonun işe yarayan bir kanser tedavisini bırakmak zorunda bırakmasından korkuyordu.
“Kanser iyileşiyor. Ben nasıl oldu da bir de bununla uğraşıyorum?”
İkisi de doğruydu. İmmünoterapiden yarar görmüştü ve sürekli bakım gerektiren ciddi bir yan etki yaşamıştı.
Günde birden fazla insülin enjeksiyonu kan şekerini kontrol altına aldı. Pembrolizumab tedavisine devam etti ve sonunda 30 kürü tamamladı. Kanser tedavisi ve diyabet yönetimi aynı günlük düzenin parçası haline geldi.
Mayıs 2024'e gelindiğinde takip görüntülemelerinde metastatik lezyona dair bulgu yoktu. Daha önce yüksek olan tümör belirteçleri normal aralıkta seyrediyordu. Charlie daha hareketliydi ve tam zamanlı işine dönmüştü.
Hâlâ takip ve insülin gerekiyordu. İki nüks ona temiz bir görüntülemenin neyi vaat edebileceği konusunda temkinli olmayı öğretmişti. Ama iş yine gününün daha büyük bir bölümünü kaplıyordu.
Bir işin sorumluluğunu hâlâ üstlenip sonuna kadar götürebilir miydi, iş arkadaşları bir sorunu konuşmak için yine ona gelir miydi; bunu bilmek istiyordu. Sağlık ihtiyaçlarını anlamalarını, sonra işi konuşmaya devam etmelerini istiyordu.
Evde ailesi bazen kendini fazla zorlamamasını hatırlatıyordu. Kabul ediyor, bir sonraki hastane randevularının tarihlerine bakıyor ve o saatleri boş tutuyordu.
Sabah evden çıkmadan önce kan şekeri malzemelerini ve insülinini çantasına koyar, ardından iş için gereken evrakları kontrol eder. Hepsi yerindeyse çantayı kapatır ve yola çıkar.